Responsive Ad Slot

Oyuncu Raporu

oyuncu raporu

Dünyadan Futbol

Avrupa Ligleri

Süper Lig

Süper%20Lig

Sportoto 1. Lig

Sportoto%201.%20Lig

Sportoto 2. Lig

Sportoto%202.%20Lig

Sportoto 3. Lig

Sportoto%203.%20Lig

SORU-CEVAP

Röportaj

TRİBUNAJANS TV

Vlog

TAKIM ANALİZİ

Oyuncu Raporu

EURO 2012 : MATADORLARIN SON DANSI

Hiç yorum yok

Yazarımız Taha Akın (tahaakn11) 2012 Avrupa Futbol Şampiyonasını inceledi.




60 yıllık geçmişiyle Avrupa Futbol Şampiyonası her zaman önemli hikayelerin yazıldığı bir turnuva oldu.1960 yılından bu yana kesintisiz şekilde oynanan turnuva bu sene ilk kez ertelenmek zorunda kaldı. Milli Takımımızın da mücadele edeceği Euro 2020'yi merakla bekliyoruz.

Beklerken de boş durmayalım. İspanya-İtalya finaline ve büyük mücadelelere ev sahipliği yapan bu turnuvaya gelin hızlıca bir göz atalım.

GRUP AŞAMASI

Euro 2012 ikinci, çift ev sahipli turnuva oldu. Polonya ve Ukrayna'nın ev sahipliğindeki turnuva 8 Haziran'da A grubu mücadelesi olan Polonya-Yunanistan maçıyla başladı. Lewandowski ve Salpingidis'in karşılıklı golleriyle ilk maç berabere bitti. A grubunun diğer maçında ise Rusya ile Çekya karşılaştı ve Rusya sahadan 4-1 gibi net bir skorla ayrıldı. Ancak Çekya Euro 2008'de öğrettiğimiz geri dönüşlerden birini yaptı. Grupta oynadığı diğer iki maçta Yunanistan ve Polonya'yı yenen Çekya,grubu lider tamamladı. Gruptan çıkan diğer takım ise Yunanistan oldu. Yunanlar Rusları grubun son maçında 1-0 yendi ve grubu 2.tamamlayarak üst tura yükseldi. Grubun en dikkat çeken performansları ise Çekya'dan Jiraček ve Rusya'dan 3 maçta 3 gol atan Dzagoev'den geldi.

B grubu her turnuvada gördüğümüz altın gruplardan birine ev sahipliği yaptı. Hollanda,Almanya,Portekiz ve Danimarka bu grubun birbirinden zorlu takımlarıydı. Grup 9 Haziran'da Hollanda-Danimarka maçıyla başladı. Maçı 1-0 kazanan Danimarka turnuvanın ilk sürprizine imza attı. Hollanda grupta sonraki iki maçında Almanya ve Portekiz'e de 2-1'lik skorlarla boyun eğdi. Hollanda açısından tam anlamıyla unutmak isteyeceği bir turnuva yaşanmıştı. Portekiz ve Almanya,Hollanda'nın hatasına düşmeden Danimarka'yı yenip üst tur biletini kaptılar.3'te 3 yapan Almanya'da Mario Gomez 3 gol attı. Danimarka ise Avrupa devlerine karşı çok iyi mücadeleler çıkardı ve büyük saygı kazandı.



EURO 2012 Grup Eşleşmeleri

Turnuvanın bir diğer zor grubu da C grubuydu. İspanya,İtalya,Hırvatistan ve İrlanda Cumhuriyeti'nin yer aldığı grup dev maçlara ev sahipliği yaptı. İrlanda, Danimarka'ya benzer bir mücadele örneği sergileyemedi ve turnuvayı puansız,tek gol atarak ve "-8" averajla bitirdi. Grubun 3 devi kıyasıya çekişti. İtalya iki büyük maçını da 1-1 berabere bitirdi ve İrlanda galibiyetiyle grubu 5 puanla tamamladı. Grubun kader maçı 18 Haziran'da Hırvatistan ile İspanya arasında oynandı.88 dakika eşitlikle geçildi. Maçın skorunu ise 88.dakikada Jesus Navas tayin etti. İspanya Hırvatistan'ı 1-0 yenerek grubu lider tamamladı. İtalya ise bu sonuçla 2.oldu.Play-offta Milli Takımımızı eleyen,Slaven Bilič yönetimindeki Hırvatistan Euro 2008'deki başarısını tekrarlayamadı ve gruptan çıkamadı. Turnuvadaki temsilcimiz Cüneyt Çakır İtalya-İrlanda maçında düdük çaldı.

D grubu 2.ev sahibi Ukrayna'nın bulunduğu bir diğer zorlu gruptu. Fransa,İngiltere ve İsveç grubun diğer takımlarıydı. Grup 11 Haziran'da oynanan Fransa-İngiltere maçıyla başladı. İlk yarıda gelen gollerle maç 1-1 bitti. Akşam ise Kiev Olimpiyat Stadında Cüneyt Çakır'ın yönettiği maçta "Shevchenko Show" vardı. Zlatan'lı İsveç'i 2-1 ile geçen Ukrayna'da iki golü de Sheva attı. Ancak Ukrayna için turnuvanın geri kalanı pek iyi geçmedi. Ukrayna gruptaki diğer iki maçını da kaybetti ve grubu son sırada bitirdi.Böylece Euro 2008’in ardından 2.kez üst tura ev sahipleri çıkamamış oldu. Grup lideri ise Ukrayna ve gol düellosuna sahne olan maçta İsveç'i 3-2 yenen İngiltere oldu. Grubun son maçı ise 19 Haziran'da Kiev'de oynandı. İsveç ile Fransa karşı karşıya geldi. Ibrahimovic'in harika vole golüyle 1-0 öne geçen İsveç 90+1'de Larsson'un attığı gol ile Fransa'yı yendi ancak bu sadece bir formaliteden ibaretti. Fransa grubu 4 puanla ikinci tamamlamıştı.

ÇEYREK FİNALLER

Çeyrek finalin ilk maçı Portekiz-Çekya mücadelesiydi. 23 kişilik Portekiz kadrosunda yolu ülkemizden geçmiş yada geçecek tam 11 oyuncu vardı. Ayrıca ülkemizde çok sevilen Ronaldo'da takımın ilham kaynağıydı. Bu yüzden ülkemizde o dönem Portekiz'i destekleyenlerin sayısı hiçte az değildi. Nitekim Portekiz çeyrek finalde karşılaştığı Çekya'yı adeta sahadan sildi. Maç boyu baskın oynayan Portekiz 79.dakika da Ronaldo'nun kafa golüyle maçı 1-0 kazandı ve ilk yarı finalist oldu.

Çeyrek finalin ikinci maçında ise Almanya-Yunanistan mücadelesi vardı. Almanya çok rahat bir futbolla rakibini 4-2 yendi. Lahm ve Khedira'nın güzel golleriyle kilidi açan Almanya,Klose ve Reus'la farka gitti ve yarı finale ismini yazdırdı. Almanya böylece katıldığı son 4 turnuvada da yarı finale çıkma başarısı gösterdi.


EURO 2012 çeyrek final eşleşmeleri

Çeyrek finalin dikkat çeken mücadelelerinden biri de İspanya-Fransa mücadelesiydi. Son Dünya Şampiyonu çok formdaydı ve karşısında yeniden yapılanan ancak gayet iyi bir kadrosu olan Fransa vardı. Maç boyunca topun ve oyunun hakimi alışıldığı üzere İspanya'ydı.19.dakikada Jordi Alba'nın sol kanattan "al da at" ortasını gole çeviren Xabi Alonso İspanya'yı 1-0 öne geçirdi. Alonso 90+1'de David Villa'ya yapılan faulden doğan penaltıyı da gole çevirdi ve takımını yarı finale çıkarttı. Yarı finaldeki rakip Portekiz olacaktı.

Son çeyrek final mücadelesi ise İngiltere-İtalya maçıydı. Maç boyunca İngiltere kanat ataklarıyla,İtalya ise De Rossi ve Pirlo'nun savunma arkasına attığı toplarla gol kovaladı. Ancak 120 dakika golsüz eşitlikle tamamlandı. Turnuvanın penaltılara giden ilk mücadelesi büyük bir heyecana sahne oldu. İlk 2 penaltılar atıldıktan sonra İngiltere 2-1 öndeydi. Ancak sonraki penaltılarda Ashley Young ve Ashley Cole İngiltere adına atışlardan yararlanamadı. İtalya'nın usta ayakları ise iş başındaydı. Pirlo,Nocerino ve Diamanti penaltıları gole çevirdi ve İtalya yarı finale yükselen son takım oldu. Rakipleri ise yarı finallerin gediklisi Almanya olacaktı.

YARI FİNALLER 

Yarı finaller dev mücadelelere sahne oldu. Portekiz-İspanya ve Almanya-İtalya maçları nefesleri kesti.

Yarı finalin ilk maçında Portekiz ile İspanya karşı karşıya geldi. Maçın hakemi temsilcimiz Cüneyt Çakır'dı. Maça İspanya oyunu kontrol ederek başladı. Ancak iyi kurgulanmış Portekiz savunması,stoperler Bruno Alves-Pepe ikilisi başta olmak üzere iyi iş çıkardı. İspanya pozisyon bulamıyordu. Portekiz ise kontra ataklarda Ronaldo'yu bularak tehlike yaratmaya çalışıyordu. Maçın kırılma anıysa ekstra sürede Iniesta'nın altıpas içerisinden kaçırdığı gol oldu. İki takımda 120 dakika boyunca gol bulamadı. Seri penaltı atışlarına giden ikinci maçta topun başına tanıdık isimler de geçti. Penaltılara iki takımda kötü başladı. İspanya'da Alonso,Portekiz'de de Moutinho penaltı atışlarında kalecilere takıldı. İspanya'da sonraki 3 penaltıda topun başına Iniesta,Pique ve Ramos geçti. 3 penaltıyı da gole çevirdiler. Portekiz'de ise topun başında tanıdık yüzler vardı. Pepe,Nani ve Bruno Alves Portekiz'in penaltılarını kullandı. Pepe ve Nani penaltıları gole çevirirken, Alves direğe takıldı. İspanya'da kritik penaltıda topun başında Fabregas vardı ve hata yapmadı. İspanya finaldeydi. Turnuva boyunca çok iyi bir performans gösteren Portekiz ve Ronaldo için yolun sonu gelmişti. İspanya ise tarihi bir fırsatı elini geçirmişti. Eğer finali kazanırlarsa üst üste 3 büyük turnuvayı kazanan ilk takım olacaklardı.


Balotelli’nin İkonik Gol Sevinci

Yarı finalin diğer ayağında ise Almanya-İtalya mücadelesi vardı. 2006 Dünya Kupasının rövanşı niteliğindeki maç merakla bekleniyordu. Yeniden yapılanmasını tamamlamış ve çok güçlü görünen Almanya'nın karşısında,kupaların doğal favorisi İtalya vardı. Maça iki takım da pozisyonlarla başladı. Ancak gol 20.dakikada geldi. Cassano'nun atak yönüne göre ceza sahasının sol kenarından 2 oyuncu arasından açtığı ortada Balotelli kafa vuruşuyla Neuer'i alt etti ve skoru 1-0 yaptı. Dakikalar 36'yı gösterdiğinde ise Prandelli'nin turnuva boyunca 1 numaralı hücum silahı olan,Pirlo'nun savunma arkasına attığı toplardan biri Balotelli ile buluştu. Balotelli topa mükemmel vurdu ve Avrupa Şampiyonası tarihinin en güzel gollerinden birine imza attı. Sevinci de bir o kadar spektakülerdi. Skoru 2-0'a getiren İtalya artık rahatlamıştı. Bundan sonra tarih boyunca en iyi yaptıkları şeyi yapacaklardı "Defans". Nitekim öyle de oldu. İtalya 90 dakika boyunca Almanya'ya uzaktan şutlar dışında pozisyon vermedi. 90+2'de Almanya'nın Mesut Özil'in ayağından bulduğu gol maçı çevirmeye yetmemişti. İtalya çok iyi kurgulanmış oyun planı ve Balotelli'nin santrforluk becerileri ile maçı kazanmıştı. 2006'dan sonra bir kez daha Almanya'yı yarı finalde kupanın dışına ittiler.

Artık Euro 2012'de finalin adı belliydi "İspanya-İtalya".

FİNAL 

Finale kadar iki takımda zor maçlar oynayarak geldi. Turnuvaya aynı grupta başlayan iki takımın yolu finalde tekrar kesişmişti.
İtalya 2006'da şike skandalları gölgesinde çokta favori gösterilmediği bir kupayı evine götürmüştü. Yine öyle bir turnuvada çoğu kişinin burun kıvırdığı Cassano-Balotelli forvet hattıyla finale kadar gelmişti Azzuriler. Ancak finaldeki rakipleri o dönemin zirve takımları Barcelona ve Real Madrid'in oyuncularından kurulu,son iki büyük turnuvanın şampiyonu Matadorlardı. İşleri çok zordu.


1 Temmuz günü Kiev Olimpiyat Stadında oynanan maçın hakemi Portekizli Pedro Proença'ydı. İşte büyük finalin ilk on birleri:



Kadrolara bakınca İspanya'da 6,İtalya'da ise 4 tane merkez orta saha orijinli oyuncu forma giydi. Bu alışılmışın dışındaki kadrolar aslında iki takımında karakterini yansıtıyordu. İspanya kanat oyuncusu olmayan 4-3-3 ile büyük başarılar kazanmıştı. İtalya ise Prandelli yönetiminde 4-4-2 (baklava) düzenini çok başarılı şekilde uyguluyordu.

Maça İspanya topa hükmederek,İtalya'da savunma kurgusunu koruyarak başladı. Ancak İspanya'nın usta ayakları İtalya savunmasının arasına çok iyi koşular atıyordu ve bu koşular dakika 14'te sonuç verdi. Fabregas'ın savunma arasında koşusunu iyi takip eden David Silva skoru 1-0'a getirdi. Skorda üstünlüğü yakalayan İspanya için işler yolunda gidiyordu. 21.dakikada İtalya savunmasının önemli ismi Chiellini sakatlandı ve yerini Balzaretti'ye bıraktı. İspanya 2.golünü yine İtalya savunmasının bir anlık dalgınlığından faydalanarak buldu. 41.dakikada Xavi'nin savunma arasına attığı usta işi pasla buluşan Jordi Alba skoru 2-0 yaptı ve devre böyle sonuçlandı. İkinci yarıda İtalya cılız ataklarla İspanya kalesine yükleniyordu ama uzaktan şutlar dışında pozisyonları yoktu. Del Bosque 75.dakikada Torres'i oyuna aldı. Bu maçı koparan hamle olmuştu. Torres oyuna girdikten sonra İspanya savunma arasına daha etkili paslar göndermeye başladı. Torres dakika 84'te bu paslardan birinde farkı 3'e çıkardı. Torres attığı bu golle Avrupa Futbol Şampiyonlarında üst üste iki finalde gol atan ilk futbolcu oldu. Finalin kapanışını ise yine oyuna sonradan giren Juan Mata yaptı. Torres'in asistiyle 4.golü atan Mata İtalya'nın fişini de çekmişti.

İspanya'nın 4 yılda kazandığı 3.uluslararası kupa Casillas'ın ellerinde yükseldi.Iniesta turnuvanın en değerli oyuncusu seçilirken turnuvanın 23 kişilik en iyi kadrosuna İspanya’dan 10 futbolcu seçildi.

Matadorlar için bu en üst nokta olacaktı. Bundan sonraki 2014 ve 2018 Dünya Kupası ve 2016 Avrupa Şampiyonasında İspanya son 16 turundan öteye gidemedi. Ancak İspanya Milli Takımı halen dünyanın en güçlü Milli Takımlarından biri ve katıldıkları her turnuvada kupanın doğal favorisi olacaklar. Ancak bundan sonra Xavi,Iniesta,Xabi Alonso ve daha birçok kaliteli orta saha ellerinde olmayacak.


İspanya'nın şampiyonluğunu ve genel hatlarıyla Euro 2012'yi incelediğim yazım bu kadardı. Umarım okurken keyif almışsınızdır. Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle. 



GENÇ KYLIANLARA MEKTUP

Hiç yorum yok

Yazarımız İbrahim Güngör (guungi), Kylian Mbappe'nin genç nesile seslendiği mektubu tercüme etti.


Île de France bölgesinde çocuklara,

Banliyödeki çocuklara,

Size bir hikaye anlatmak istiyorum.

Futbolla ilgili olduğunu söylemem muhtemelen sizi şaşırtmayacaktır. Benim için her şey futbol. Babama sorabilirsiniz. 3 yaşındayken, bana doğum günümde küçük 4x4 oyuncak jiplerden almıştı. Bilirsiniz, şu elektrikle çalışanlardan hani. Aslında içine oturup etrafta dolaşabilirsiniz. Pedalları ve her şeyi vardı. Ailem, cadde boyunca evden futbol sahasına gitmeme izin verdi, tıpkı antrenmana giden gerçek bir futbolcu gibi. Bu küçük rutinimi çok ciddiye alırdım.

Varır varmaz futbol oynamaya gitmek için arabamı bir köşeye bırakırdım. Bu klas 4x4 arabam bütün küçük çocukları kıskandırırdı, asla umursamazdım.

Tek isteğim toptu.

Benim için top her şeydi.

Ve evet, bu hikaye futbolla alakalı. Ama bu hikayeyi dinlemek için futbolu sevmek zorunda değilsiniz. Çünkü bu hikaye aslında rüyalarla ilgili. 93’te, Bondy’de, banliyölerde belki çok fazla para yoktu, bu doğru. Ama biz hayalperestleriz. Bu şekilde doğduğumuzu düşünüyorum. Belki hayal kurmak pahalı olmadığı için böyle. Aslına bakarsanız bedava…


Mahallemiz birçok farklı kültürün buluştuğu noktadır. Fransız, Afrikalı, Asyalı, Arap… Dünyanın her yerinden insanlar… Fransa’nın dışındaki insanlar banliyöler hakkında genellikle kötü ışıktan bahsederler ama eğer burada yaşamıyorsanız gerçekten neye benzediğini anlayamazsınız. İnsanlar haydutlardan bahsederler, sanki onlar buraya davet ediliyorlarmış gibi. Halbuki dünyanın her yerinde haydutlar var. Dünyanın her yerinde mücadele eden insanlar var.

Gerçek şu ki, ben çocukken mahallenin en çetin delikanlılarının büyükannemin pazar çantasını taşımalarını seyrederdim. Kültürümüzün bu kısmını haberlerde göremezsiniz. Sadece kötüleri duyarsınız, asla iyileri değil.


Aslında Bondy’de herkesin anladığı bir kural var. Gençken öğreniyorsunuz. Caddede yürürken köşede dikilen 15 kişi görürseniz ve içlerinden sadece birini tanıyorsanız iki seçeneğiniz var, el sallayıp yürümeye devam edeceksiniz ya da gidip 15 eli de sıkacaksınız.

Eğer yürümeye devam eder ve sadece o tek tanıdığınızın elini sıkarsanız diğer 14 kişi sizi asla unutmaz. Nasıl biri olduğunuzu anlamışlardır.

Bu eğlenceli, çünkü hayatım boyunca Bondy’nin bu yönünü yanımda taşıyorum. Daha geçen yıl FIFA Ödülleri gecesinde ailemle birlikte seremonide yürüyordum ve Jose Mourinho’yu gördüm. Jose ile daha önce tanışmıştım fakat dört beş arkadaşıyla birlikteydi. Ve o Bondy anını yaşadım. Düşünüyordum, Mourinho’ya el sallayıp geçmeli miyim yoksa yanına mı gitmeliyim.

Evet, yanlarına gittim ve onu selamlayıp elini sıktım, sonra doğal olarak sıradan her bir arkadaşını selamlamaya başladım.

“Merhaba!”   (El Sıkışma)

“Merhaba!”   (El Sıkışma)

“Merhaba!”   (El Sıkışma)

“Merhaba!”   (El Sıkışma)

Eğlenceliydi, çünkü hepsinin yüzünde şaşkın bir ifade vardı. “Vay! Bize selam mı veriyor? Merhaba!”

Orayı geçtiğimizde babam gülüyordu, bana şöyle dedi: “Hep Bondy’den…”

Refleks gibi. Birlikte yaşadığımız bir kural bu. Bondy’de futbolun ötesinde değerler öğreniyorsunuz. Herkese eşit davranmayı öğreniyorsunuz çünkü hepiniz aynı yerdesiniz. Hepiniz aynı rüyayı görüyor, aynı hayali taşıyorsunuz.

Ben ve arkadaşlarım futbolcu olmayı ummuyorduk. Beklemiyorduk. Planlamıyorduk. Hayal ediyorduk. Fark var. Bazı çocuklar odalarının duvarlarına süper kahraman posterleri asarlar. Bizimkiler futbolcularla kaplıydı. Zidane ve Cristiano Ronaldo’nun birçok posteri vardı(Adil olalım, büyüdükçe Neymar’ın bazı posterlerini de almıştım, bu onu çok güldürüyor ama başka zamanın konusu.).

Bazen insanlar bana sizin oralardan neden bu kadar yetenek çıkıyor diye soruyorlar. Belki suyunda bir şey vardır ya da farklı çalışıyoruzdur, Barcelona gibi mesela. Ama hayır, eğer AS Bondy’ye geldiyseniz korkarım sadece sıradan bir aile kulübü görmüşsünüzdür. Bazı apartman binaları ve bazı yapay çimler. Ama bence futbol bizim için farklı. Bir gereklilik. Her gün lazım olan bir şey. Ekmek ve su gibi.

Okulda yaptığımız bir turnuvayı hatırlıyorum; 6, 7, 8 ve 9’lar, yani bütün sınıflar katılmıştı. Bizim dünya kupamız gibiydi. 2 paralık plastik kupa için oynuyorduk ama bizim için ölüm kalım meselesiydi. 93’te gururunuz her zaman tehlikededir. Komik olan şu ki bütün takımların kız erkek karışık kurulma zorunluluğu vardı. Evet, maalesef her kız turnuvada oynamaya istekli değildi, ikna etmek zorunda kaldık. Arkadaşıma, eğer turnuvada oynarsa ve sahada her şeyini verirse ve biz de kupayı kazanırsak ona yeni bir boyama kitabı alacağımı söylediğimi hatırlıyorum. Ona yalvarıyordum.


Belki abarttığımı düşünüyorsunuz ama bu turnuva bizim için her şeydi. Hep söylediğimiz gibi burası Neuf Trois(Paris’in doğu banliyösü), kaybedemeyiz.

Bu 2 paralık kupa için sanki Jules Rimet Kupası(Dünya Kupası) imiş gibi oynadık. Bu, buydu. Eminim öğretmenlerim için çok zordu. Onlardan gerçekten özür dilerim. Bir gün müdürden 9 farklı uyarı ile eve döndüğümü hatırlıyorum.

“Kylian ödevini yapmadı.”

“Kylian ders gereçlerini unuttu.”

“Kylian matematik dersinde futbol hakkında kaynatıyor.”

Aklım havadaydı. Ve oldukça iyi bir oyuncuydum ama dönüm noktası, gerçekten bütün hayatımı etkileyen dönüm noktası 11 yaşındayken oynadığım Kupa 93’tü.

Yarı final yapmıştık, maç Gagny’de gerçek bir staddaydı ve hatta gününün Çarşamba olduğunu bile hatırlıyorum. Ne kuvvetli bir hatıra, siz düşünün artık. Bu kadar çok insanla, bu kadar büyük bir stadda daha önce hiç oynamamıştım. Çok korktum. Yani koşamadım gerçekten, çok korkmuştum. Topa zar zor dokundum. Ve hiç unutmayacağım, annem maçın ardından sahaya girdi ve beni kulaklarımdan yakaladı.

Kötü oynadığım için değil, korktuğum için.

Bu keskin kelimeleri söyledi ve beni gerçekten değiştirerek hayatım boyunca bir daha futbol sahasında hiç korkmayacağım bir noktaya getirdi. Annesi, babası, çevresi, arkadaşları olmadan bir Kylian Mbappe düşünemezsiniz.

Belki siz benim memleketimden değilsiniz, bunu anlayamıyorsunuz ama örneğin 11 yaşındayken Chelsea genç takımıyla antrenman yapmak için Londra’ya yola koyulmuştum. O kadar heyecanlanmıştım ve şok içindeydim ki mahalledeki arkadaşlarıma nereye gittiğimi söylememiştim bile. Eve döndüğümde arkadaşlarım beni gördü ve şöyle dedi: “Kylian, geçen hafta neredeydin?”

“Chelsea ile birlikte Londra’daydım.”

“Pff, hayır bu imkansız.”

“Hayır, yemin ederim. Hatta Drogba ile tanıştım.”

“Pff, yalan söylüyorsun. Drogba, Bondy’den çocuklarla tanışmaz. Bu mümkün değil.”

Babamdan telefonunu istedim ve onlara çekindiğimiz fotoğrafları gösterdim. İşte, sonunda bana inandılar. Fakat önemli olan, kıskanç değillerdi. Hem de hiç. Sadece hayrete düştüler. Bana ne dediklerini asla unutmuyorum. Hala tasvir edebilirim çünkü aslında o sırada AS Bondy’nin soyunma odasında maç için hazırlanıyorduk.

“Kylian, bizi de oraya götürebilir misin?”

Sanki başka gezegene gitmiş gibiydim.

“Ama kamp sona erdi, üzgünüm.”

Telefona doğru eğildiler, gülmeye ve kafalarını sallamaya başladılar.

“Vay, sanki şu an seninle o anları paylaşıyor gibiyiz, Kylian.”

İşte bizim için öyle anlamlıydı. Oralara gitmek, başka bir gezegeni ziyaret etmek gibiydi.

Chelsea deneyiminden sonra aileme Bondy’den ayrılmak ve büyük bir kulübe gitmek için yalvarıyordum. Ama anne ve babamı anlamak zorundasınız. Evde kalmamı ve normal bir çocuk olarak hayatımı devam ettirmemi istediler. O zamanlar anlamamıştım ama bu, benim için en iyisiymiş çünkü akademide asla alamayacağım sıkı dersler aldım.

Babam 10 yıl boyunca hocalığımı yaptı hatta Clairefontaine’de bir Fransız akademisinde idmanlara çıkmaya başladığımda bile, tabii ki bu inanılmaz. Burası dünyanın en iyi akademilerinden biri. Ama hafta sonları hala ailemin yanına, eve dönüyor ve babamın yarı profesyonel takımı AS Bondy için ter döküyordum. Ve anlamsız artistlik akademi tavırlarımı tolere etmiyordu.

Aslında eğlenceliydi çünkü eve kafamda Clairefontaine’deki hocamın sesiyle dönüyordum. Zayıf ayağımıza çalışmamız gerektiğini vurgulamaya devam ediyordu. Clairefontaine’de bütün olay becerileri geliştirmek. Ama Bondy’de gerçek hayat var. Bütün mevzu yarı profesyonel bir ligde hayatta kalabilmek. Bir kazanım, bir süreç.

Bir hafta sonu Bondy için oynuyorum, kanattan topu aldım. Top sağ ayağımda, önüm bomboş. Harika bir pozisyon. Ve bir anda Clairefontaine’deki hocamın sesini kulağımda işittim: “Kylian, soluna çalışmalısın.”

Sonra, solumla uzun bir pas atmayı denedim ve başarısız oldum. Rakip takım topu kapıp kontraya çıktı ve babam deyim yerindeyse beni gebertecekti. Hala bağırışını duyabiliyorum.

“Kylian! Süslü Clairefontaine tecrübelerini denemek için burada değilsin! İçinde bulunduğumuz bir lig var! Clairefontaine’e dönüp hafta boyu o güzel sahada antrenman yapabilirsin! Ama burası Bondy! Bak, bizim de bir yaşantımız var!”

Hala nereye gitsem bu dersi yanımda taşıyorum. Babam aklımın havada olduğunu biliyordu, dolayısıyla ayaklarımın yere sağlam bastığından emin olmaya çalışıyordu.

Neden sonra, 14. yaş günümden önce inanılmaz bir hediye aldım. Babama Real Madrid’den gelen telefon beni tatil boyunca idmana katılmam için İspanya’ya davet ediyordu. Tam bir şoktu, çünkü babama “Zidane oğlunuzu görmek isiyor.” demişlerdi. O zamanlar, Zidane sportif direktördü. Tabii ki havalara uçtum. Gitmek için gözü karartmıştım.

Tabii ki o kadar kolay değildi, scoutlar maçlarımıza gelmeye başlamıştı ve medyadan ilgi görmeye başlamıştım. 13 yaşındayken bununla nasıl baş edeceğinizi bilmiyorsunuz. Çok fazla baskı oluyordu ve ailem beni korumak istiyordu.

Ama o hafta 14 yaşına giriyordum ve bilmediğim şey ise ailemin kulüple işbirliği yapıp doğum günü hediyesi olarak beni Madrid’e götürecekleriydi.

Benim için tam bir sürprizdi!

Ve ister inanın ister inanmayın nereye gittiğimizi kimseye söyleyemedik. En yakın arkadaşlarıma bile söylemedim çünkü çok gergindim. Her şey yolunda gitmezse mahalleye geri dönüp onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum.

Havaalanından tesislere gittiğimiz anı asla unutmayacağım. Park yerinde Zidane bizi arabasıyla karşıladı ve harika bir arabaydı tabii ki. Merhaba dedik ve beni hemen tesise götürmeyi teklif etti. Ön koltuğu göstererek “Gel bakalım, atla hadi!” gibi bir işaret yaptı.

Donakaldım ve “Ayakkabılarımı çıkarıyor muyum?”

Hahahahaha! Neden öyle söylediğimi bilmiyorum. Ama o Zidane’ın arabasıydı.

Bunun gerçekten komik olduğunu düşündü. “Tabii ki hayır, atla hadi.” dedi.

Antrenman sahasına götürdü beni ve kendi kendime düşünüyordum, Zizou’nun arabasındayım. Ben, Bondy’den Kylian. Bu gerçek değildi. Hala havaalanında uyuyor olmalıyım.

Bazen, bir şeyi gerçekten yaşıyor olsanız bile rüya gibi hissettiriyor.

Rusya’daki Dünya Kupası’nda da aynısını yaşamıştım.

Bütün anıların içinde asla unutamayacağım bir tanesi; Avustralya ile oynadığımız ilk maç öncesi çıkış tünelinde beklerken yaşandı. Şte bu, beni yaşadığım şeye iten andı. Ousmane Dembele’ye baktım ve birbirimize tebessüm ederek başımızı salladık.

“Bize baksana…” dedim. “Evreux’tan ve Bondy’den birer çocuk… Biz Dünya Kupası’nda oynuyoruz.”

“Yemin ederim inanamıyorum.” dedi.

Sahaya çıktık ve 65 milyon insanı arkamızda hissettik. Milli marşı duyduğumda ağlayabilirdim.

Benim için garip olan o yaz Dünya Kupası’nı kaldıran oyuncuların birçoğu banliyölerde yetişmiştik. Banliyöler. Kaynaşma alanları. Cadde boyunca birçok farklı dili duyabileceğiniz mahalleler. 15 eli - 14 değil, 10 değil, 1 değil – sıktığınız mahalleler.

Bondy’deki çocuklara,

Île de France’daki çocuklara,

Banliyölerdeki çocuklara,

Biz Fransa’yız. Siz Fransa’sınız.

Biz çılgın hayalperestleriz. Ve ne mutlu ki hayal kurmak pahalı değil.

Aslına bakarsanız bedava.

Saygılarımla,

Kylian, Bondy’den Kylian.



Polonya Ligi'ndeki genç yetenekler

Hiç yorum yok

Yazarımız Oğuz Oruç (oguzoructd) Polonya Ligi'ndeki genç yetenekleri inceledi.

Polonya Süper Ligi Ekstraklasa yakın geçmişte birçok genç oyuncunun Avrupa’nın diğer liglerine transfer oluşuna ön ayak olmuş bir lig. Her sene teker teker sayamayacağımız kadar çok Polonyalı veya başka ülkelerden gelen genç oyuncular Ekstraklasa’da takımlarıyla maça çıkıyor ve kendini geliştirerek takımlarında önemli bir oyuncu konumuna gelmeye çalışıyorlar. Ekstraklasa takımları da genç oyunculara bu imkanı vermeleriyle tanınıyor. Ligde bulunan 16 takımda da bakarsak hepsinin kadrolarında 22 yaşından genç en az 1 oyuncu bulunduğunu görürüz. Mali açıdan büyük ekonomilere sahip olmayan bu takımlar, takımlarına daha fazla para girebilmesinin yolunun genç oyunculara güvenip onları Avrupa’nın itibar olarak büyük liglerine satmak olduğunu bilirler. Takımlar kadrolarında bulunan oyuncuların gelişimleriyle gurur duyarlar, oyuncuların gelişimi için gerekli olan antrenman ve antrenör ekiplerini doğru bir şekilde takımlarının sistemlerine dahil ettiler.
Polonya Ligi’ni 6-7 sezondur düzenli takip eden biri olarak ligdeki takımların çıkardıkları genç yetenekleri hayranlıkla izliyordum. Tribünajans sitesi ile böyle bir konuda işbirliği yapmak da benim için güzel bir tecrübe olacak.
Tam sayısını bilmesem de bu sezon Ekstraklasa’da 16 takım adına 100’den fazla 22 yaş altı oyuncu forma giydi. Bu yazıda forma giyen bu oyuncular arasından hem potansiyel seviyesi yüksek hem de Süper Lig için yararlı olabilecek, Süper Lig’deki kulüplerin de bu oyuncular üzerine yatırım yapabileceği isimleri seçmeye çalıştım. U-22 oyuncuları yazdığım için de tavan sayısını 22 olarak belirledim ve iki yazıya 11’er oyuncuyu böldüm. Oyuncuları potansiyel olarak çıkabilecekleri seviyeye göre dizmeye çalıştım ve bu yazıda 22. İle 12. Sıralar arasını okuyabileceksiniz. Keyifli okumalar.

22-) Kristers Tobers:
Doğum Tarihi: 13.12.2000
Uyruk: Letonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Stoper- Sağ
Kulübü: Lechia Gdansk
Potansiyeli: Andreas Bjelland
Lechia onu 17 ocakta kiralamıştı, liglere ara verilmeseydi onu daha çok izleme fırsatımız da olabilirdi. Aralık ayının sonuna kadar kiralık sözleşmesi devam ediyor ve Lechia’nın satın alma opsiyonu var. İlla ki onu da kullanacaklardır. Tobers, 1.92’lik boyuna rağmen çok hızlı bir stoper. Zaten hem ayağının iyi olması hem de hızlı olması sonucunda Lechia onu ön libero olarak kullandı. İki mevkide de gayet iyi bir performans gösteriyor. 19 yaşındaki oyuncu ülkesinin  A Milli Takımı formasını da giymeye başladı. Öyle bir oyun profili var ki sadece iyi yönlerini gören biri oyuncuya 1.80 boyunda falan der. Top kapma-top çalma becerisi, çevikliği, hızı ve patlayıcılığı, çalışkanlığı ve takım içim mücadele edişi çok iyi seviyede. Maça konsantre olma problemini çözerse, boyuna rağmen eksik bir yönü olan hava toplarındaki hakimiyetini geliştirirse ve fiziksel olarak güçlenirse Süper Lig için aranan bir stoper olur.

21-) Sebastian Milewski:

Doğum Tarihi: 30.04.1998
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Sağ- Ön Libero
Kulübü: Piast Gliwice
Potansiyeli: Gary Medel
98 doğumlu oyuncunun Medel kadar agresif ve kirli bir oyun profili yok ancak rakip oyuncuları yıldırmasıyla, 90 dakika boyunca saha içinde top kapmak için mücadele etmesi ve görev tanımını bilip fazlalık aksiyonlara girmemesi sebebiyle ligimizde yakın geçmişte forma giymiş Medel ile oyun profili uyuşuyor. Geçen senenin şampiyonu Piast’a bu sezon başında geldi ve düzenli olarak forma giyme şansını yakaladı. Bu yazıdaki diğer oyunculardan üstün tarafı şimdiki haliyle de Süper Lig’de forma giyebilecek durumda olması. Çalışkan ve iyi bir takım oyuncusu oluşuyla gelişime de hala açık bir oyuncu Sebastian Milewski. 2021 yılına kadar Piast ile sözleşmesi olan oyuncunun tahmini 400-500 bin Euro civarında bir bonservis bedeli var.

20-) Sylwester Lusiusz:
Doğum Tarihi: 18.09.1999
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Merkez Orta Saha- Sağ
Kulübü: Cracovia Krakow
Potansiyeli: Filip Bradaric
21. sıradaki Milewski’ye göre hücuma katılma ve takımının pas oyununa katılma konusunda daha iyi bir önlibero-merkez orta saha olan Lusiusz, işin sertlik tarafında, maç içindeki cesaretinde ve hızı ile hızlanmasında ise Milewski’ye göre geride. Rakip oyuncuyu kovalamak yerine kendisine belirlenen bölgedeki oyununa devam eder. Top kazanıldığında da topı savunmadan çıkarırken sorumluluk alır ve kısa veya uzun paslarla takımını doğru bir şekilde hücuma çıkarmak için uğraşır. Cracovia onun performansından o kadar memnun kalmış olacak ki Şubat 2020’de 4 yıllık yeni bir sözleşmes yaptı. Gelişime ve yeteneklerini çeşitlendirmeye açık olan Lusiusz’un 750.000 – 1 milyon Euro civarında bir bonservis bedeli var.

19-) Patryk Szysz:
Doğum Tarihi: 01.04.1998
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Santrafor- Sağ
Kulübü: Zaglebie Lubin
Potansiyeli: Matej Vydra
Bu yazıyı eğer geçen sezon yazmış olsaydım Szysz çok daha yukarılarda olurdu. Geçen sezonu 2. Lig’de kiralık geçirmişti ve Gornik Leczna’da ortaya koyduğu performansı alkışları toplamıştı. 19/20 sezonunda Zaglebie’de takıma verdiği katkı ondan beklenilenin altında kaldı. Ancak yeteneklerini sahaya aktaramasa da onun hala nerelere çıkabileceğini ben gibi Polonya Ligini takip eden diğer insanlar da biliyor. Bu sezonu onun için bir şanssızlık olarak tanımlayıp yeni sezonda izleyicilerin yüzlerini güldüreceğine inanıyorum. İyi bir bitirici, iyi bir takım oyuncusu, iyi bir çalışkan forvet, fiziksel olarak rakibine üstünlük kurmayı sever. Ceza sahası dışından sert şutlar çeker, çevik ve defans arkasına yaptığı koşularda patlayıcılığını kullanabilen bir santrafor. Onun oyun içindeki eksiklikleri top tekniğinin olmaması, pas becerisinin olmaması ve ceza sahasının içinde pozisyon alma konusunda sıkıntılar çekebilmesi. 2022’ye kadar Zaglebie ile sözleşmesi olan Szysz’in yaklaşık 500 bin Euro’luk bir bonservis bedeli bulunuyor.

18-) Alasana Manneh:
Doğum Tarihi: 08.04.1998
Uyruğu: Gambiyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Merkez Orta Saha- Sol
Kulübü: Gornik Zarbze
Potansiyeli: Oghenekaro Etebo
Barcelona akademisinde yetişen Manneh, ilk profesyonel takımı Etar’a da Barcelona’dan kiralık olarak gitmişti. 19/20 sezonu başında Gornik ile sözleşme imzalayarak Polonya’ya geldi. Benim listemdeki tek Afrikalı ve Avrupa dışından tek oyuncu Manneh. Yani doğruya doğru, ondan daha iyi bir sezon geçirmesini beklerdim. Bize oyun içinde vaat ettikleri çok iyimser ama bunları bu sezonun genelinde yeterince saha içine yansıtabildi mi diye düşünürsek bu biraz sıkıntılı. Topu kontrol edişiyle, topla oynayabilmesiyle, topla beraber orta sahada mesafe kat edebilmesiyle Polonya Liginde kendi farkını ortaya koyuyor. Ayrıca ceza sahası dışından kaleyi yoklamayı sever, işin savunma kısmında da hiç hantal değil, rakip oyunculara 90 dakika boyunca pres yapar, toplu veya topsuz oyuncuların avantajını bozar ve topu takımına kazandırır. 1.70’lik oyuncu güç olarak yakın zamanda gerekli gelişimi gösterirse Süper Lig için de fark yaratabilecek bir orta saha haline gelir. Gornik ile 2022’ye kadar sözleşmesi var ve tahmini 500-600.000 Euroluk bir bonservis bedeli var.

17-) Mateusz Mlynski:

Doğum Tarihi: 02.01.2001
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Sol Kanat- Sağ
Kulübü: Arka Gdynia
Potansiyeli: Amin Younes
2001 doğumlu oyuncu Arka’da iki sezondur A takımda oynuyor ancak bu sezon göstermiş olduğu gelişim çok daha ümit verici bir seviyede. Bu yüzden oyuncu hakkındaki düşüncelerim de olumlu yönde bir gelişim gösterdi. Top kontrolü, topla oynayabilmesi, çevikliği ile rakip oyuncuları geçebilmesi, işin hücum kısmında tüm enerjisini sahaya yansıtabilmesi ve topu yönlendirebilmesiyle çok iyi bir ters ayaklı kanat oyuncusu olacak. Amin Younes’in Ajax’ta yaptığı çıkış gibi Mlynski’nin de daha iyi bir patlama yapacağı bir sene olacaktır. Takım savunmasına yardım etmemesi, iyi bir takım oyuncusu olmaması ve fiziksel olarak çok güçsüz bir oyuncu olması onun eksi özellikleri. 2021 Haziran’a kadar Arka ile sözleşmesi olan Mlynski’nin tahmini 400-500.000 Euro civarında bir bonservis bedeli var.

16-) Jakob Moder
Doğum Tarihi: 07.04.1999
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Merkez Orta Saha
Kulübü: Lech Poznan
Potansiyeli: Vincent İborra
99 doğumlu Moder, kiradan döndükten sonra bu sezon başında Lech Poznan’ın A takımına yükseldi ve sırtına geçirdiği formasını bir daha çıkarmadı. Bu sezon gayet iyi bir performans sergilemesiyle bu ligi izleyen gözlemcilerinin onu takip etmesine yetti. Potansiyel olarak da bize ve futbol camiasına çok şey vaat ediyor. 1.88’lik boyuyla görenler önyargılı bir şekilde yavaş bir oyuncu diyebilir ancak hiç de öyle değil. Oyun içinde de gayet çalışkan, mücadelesini veren, kendini takımına harcayan biri Moder. Oyun içindeki gözle görülür tek eksikliği oyun içindeki fiziksel avantajını yeteri kadar sahaya yansıtamaması. Bunun sonucunda da yumuşak kalabiliyor oyunun agresifliği içinde. Ceza sahasına koşular yapmayı sever, duran toplarda kafa vuruşlarıyla gol arar, takımının pas oyununa katılır ve topu yönlendirebilir. Ayrıca serbest vuruşlardan kaleyi de yoklamayı sever. Lech ile 2023 yılına kadar sözleşmesi olan Moder’in 1-1.5 milyon Euro civarı bir bonservis bedeli var.

15-) Tomasz Makowski:

Doğum Tarihi: 19.07.1999
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Ön Libero- Sağ
Kulübü: Lechia Gdansk
Potansiyeli: Taras Stepanenko
2 sezondur Lechia’da düzenli olarak oynayan 99 doğumlu Makowski, bu sezon daha çok sahaya bir 8 numara olarak çıksa da, kendi oyun profilinden ötürü ataklara nerdeyse hiç katılmıyor. Şu an bile Süper Lig’de direkt as olarak rahat oynar ama gelişimi böyle devam ederse Makowski, 1-2 sene sonra bizim ligimiz için yıldız bir oyuncu haline gelir. Maçlara kendini çok iyi hazırlar, hocalarıyla iyi geçinip kendinden isteneni kusursuz yapmak için saha içinde 90 dakika uğraşır, çok çalışkandır, takımı ne halde olursa olsun o işini yapmaya devam eder, gözü karadır, ona karşı oynayan oyunculara sabırlar dilemek gerekiyor. Makowski kalitesindeki bir oyuncuyu Polonya’da oynarken almazsanız bir daha alamazsınız. 2022’ye kadar Lechia Gdansk ile sözleşmesi bulunan Makowski’nin 1 milyon Euro civarında bir bonservis bedeli var.

14-) Bartosz Slisz:
Doğum Tarihi: 29.03.1999
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Merkez Orta Saha- Sağ
Kulübü: Legia Varşova
Potansiyeli: Matheus Uribe
Serinin ilk kısmında bir çok ön libero ve merkez orta saha olduğunun ben de farkındayım ama Slisz de daha önceki oyunculardan farkı bir profilde ve farklı bir gelişimde bir futbolcu. Onu mayıs 2019’da U-20 Dünya Kupası’nda böyle alıcı bir gözle izlemiştim ancak turnuvada beklediğim performansı bulamamıştım. Yalan yok onun hakkında ön yargılarım oluşmuştu ancak Slisz Zaglebie’de 19/20 sezonunda beklediğimin belki 2 katını verdi. Bunun sonucunda da Ocak ayındaki transfer döneminde yaklaşık 2 milyon Euro bonservis bedeli karşılığında Legia Varşova’ya transfer oldu. Dünya Kupası’nda onun hakkında eksi olarak yazdığım güçsüzlüğünü, dayanıklılığını ve ikili mücadeleye girmekten kaçınmasını Zaglebie’de bayaa geliştirdi. Oyunun iki yönünü de oynamayı öğrendi ve maç içinde yaşadığı konsantrasyon kayıplarını halletti. Çok fazla topla oynamayı sevmeyen bir profili var, bunu da düzeltebileceği zaman hala var. Legia onunla Aralık 2024’e kadar sözleşme yaptı ve yakın zamanda onu bonservisiyle göndereceğini düşünmüyorum. Bu yazıda yer alma sebebi onun gelişimini sizinle paylaşmak istemem. Umarım benim beklediğimden daha iyi bir oyuncu olur ve Avrupa pazarında adından sıçka söz ettirir.

13-) Tymoteusz Puchacz:
Doğum Tarihi: 23.01.1999
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Sol Kanat- Sol
Kulübü: Lech Poznan
Potansiyeli: Steven Zuber
Puchacz, 18/19 sezonunu bir alt ligde kiralık olarak geçirmişti. Göstermiş olduğu performans sonrasında Lech’in A takımına yükselmeye hak kazandı ve eline geçen bu şansı çok iyi kullandı. A takımdaki işk sezonunda takımda düzenli oynayan bir oyuncu oldu. Futbola sol bek başlayıp sonradan kanat olan Puchacz, gerek duyulması halinde bek olarak da forma giyebilir. Hatta şöyle de bir senaryo olması da mümkün, hücum futbolu oynamayı seven takımlarda çok rahat bek olarak katkı verecektir aynı Beşiktaş’ta forma giyen Caner Erkin gibi. Çalışkan, cesaretli ancak oyuna kendini fazlaca kaptırıp gereksiz bir agresiflik oluşuyor Puchacz’da. Ceza sahasına etkili ortalar açar, kaleyi uzak mesafelerden yoklar, duran toplar kullanır, kilit paslar atarak hücum oyuncularını pozisyona sokar. Kanat olarak oynarken pozisyon alma sıkıntısı çok önemli değil ancak bek olarak oynatılmak istenirse göz önünde tutulmalı. Lech ile 2023 yılına kadar sözleşmesi olan Puchacz’ın yaklaşık 1.5-2 milyon Euroluk bir bonservis bedeli var.

12-) Bartosz Bialek:

Doğum Tarihi: 11.11.2001
Uyruğu: Polonyalı
Mevki ve Kullandığı Ayak: Santrafor- Sol
Kulübü: Zaglebie Lubin
Potansiyeli: Artem Dzyuba
2001 doğumlu bir oyuncu için iddialı bir potansiyel tahmini olmuş olabilir ancak Bialek bize bu sezon oynadığı maçlarda öyle özel anlar izlettirdi ki onun hakkında hepimiz daha olumlu şeyler düşünmeye başladık. Güçlenmesi ve daha dayanıklı hale gelmesi gerekir bu kesin ancak öyle özel bir hamura sahip ki Bialek doğru adımlarla kariyerini büyük bir yıldız seviyesine çıkarabilir. Bir santrafora göre gayet yeterli bir bitiriciliği var, rakibe sırtını döndüğü zaman topu saklayabiliyor, topu dağıtabiliyor ve takım arkadaşlarını pozisyona sokabiliyor. Ceza sahası içindeki pozisyon alma sezgisini geliştirmeli. Bialek yakın zamanda Polonya’dan çıkıp önemli bir golcü haline gelen Piatek gibi Avrupa’da adından söz ettirebilir, bunun için gelişimi önemli. Bu anlamda Süper Lig kulüplerine Bialek’i önermek çok sağlıklı gelmiyor ancak Türkiye’deki genel kanıyı değiştirmek için Bialek’i alıp onu zaman içinde geliştirmek önemli bir adım olur. Bialek için Zaglebie’nin tahmini 1.5-2 milyon Euro bonservis bedeli isteyebileeğini düşünüyorum.

Yazının ikinci bölümünde görüşmek üzere.  


TRABZONSPOR'UN OYUNUNDA SOSA'NIN DEĞİŞEN ROLÜ

Hiç yorum yok
 Yazarımız Abdurrahman Berker Küçük (@berkerkucuk1) Trabzonspor'un Oyununda Sosa'nın Değişen Rolü konusunda gözlemlerini bizlerle paylaştı.

Beşiktaş'ı şampiyonluğa taşıyan ama taşırken takımın "Umursamaz Çocuğu" olan hatta ayrılırken bahaneler uydurarak Milan'a transfer olan Jose Ernesto Sosa, Ünal Hoca'nın ona biçtiği kaptanlık rolünün de etkisiyle Trabzonspor'da beklenenin aksine takımda sorumluluk alan, takımı için canını dişine takan bir role büründü. Gelin şimdi takımın yıldızının, kaptanının, taraftarın sevgilisinin Trabzonspor'da sahaiçindeki değişen rolünü inceleyelim.
 Kariyerinde 3-4-3'ün orta sahasının ortasında 4-3-3'te 10 numara zaman zaman kanat mevkilerinde oynayan Sosa, zekasıyla sahanın her yerinde oynayabilecek oyun bilgisine sahip bir oyuncu olsa da yaşının getirdiği bazı sorunlar nedeniyle bazı mevkilere ayak uyduramayabiliyor. 

2018-2019 sezonunun başından beri 4-3-3'te 8 numara oynayarak topun defanstan çıkmasında, rakip sahada topun 2. bölgeden 3. bölgeye geçmesinde sorumluluk alan ve teknik direktörün adeta sahadaki bir kolu olan Kaptan; bu görevi en iyi şekilde ifa etti. Takımın oynadığı pas oyununun en önemli parçası olan Kaptan sayesinde geçen yıl Trabzonspor, Avrupa'da pas boyu en kısa takım olmuştu. Kaptan kendisine biçilen bu görevi en iyi şekilde yerine getirdi ve adeta takımın beyni oldu. 2019-2020 sezonunda da aynı rolü daha büyük özveriyle uygulayan Sosa; takımın ligde, Avrupa'da, Kupa'da oynadığı hemen hemen tüm maçlarda görev aldı ve 34 yaşında bir adamın yapması pek güç olan bir işe imza attı. Ziraat Türkiye Kupası'nda Denizlispor ile oynanan rövanş maçında Teknik Direktör Hüseyin Çimşir Sosa'yı dinlendirmişti ve takım maçın hemen başında yediği iki golle 2-0 geriye düşmüştü. İkinci yarı Kaptan oyuna girdikten sonra Trabzonspor maçın hakimiyetini yeniden ele almış ve turu geçen takım olmuştu. Sosa takımın bel kemiği, denge merkezi olduğu içindir Sosa neredeyse tüm maçlarda oynamak zorunda kaldı. Devre arası ona takımda can veren Teknik Direktör Ünal Karaman'ın gönderilmesine rağmen takıma öyle bir aidiyet hissediyordu ki bu olay bile onun takıma olan aidiyetinden bir şey eksiltmedi ve mücadelesine Hüseyin Çimşir yönetiminde de aynı şekilde devam etti.

Teknik Direktör Hüseyin Çimşir'in göreve gelmesiyle bence uygulanması hata olan Baklava 4-4-2 dizilişinde sağ içte oynatılması ile adeta zulüm görmeye başlayan Sosa'nın katkısı haliyle de takımın oyun kalitesi düştü. Baklava 4-4-2 dizilişi ile Sosa'nın aldığı rolü, bu rolün onu nasıl zorladığını,  size görseller yardımıyla anlatmak istiyorum.


Nwakaeme'den daha fazla faydalanmak için yorulmamasını sağlama adına top rakipteyken bu dizilişi kullanan Hüseyin Çimşir Hoca aslında takımın pek çok parçasını bozuyordu.
Top rakipteyken Trabzonspor'un sahaya dizilimi (yaklaşık olarak)
Yukarıdaki görselde de görüldüğü gibi defansa çokça yardım etmek zorunda kalan Kaptan, top ayaktayken 4-3-3'e dönüldüğü için aşağıdaki görselde de gördüğünüz gibi bir de sağ kanada yardım etmek zorunda kalıyordu.
Top Takımdayken Trabzonspor'un sahaya dizilimi (yaklaşık olarak)
Yukarıdakine yakın bir şekilde sahaya dizilen takımda Kaptan, bir de takımı hücuma çıkarıyordu ve kaptırılan toplarda defansa dönmek için büyük efor sarf ediyordu. 34 yaşında Mart ayına kadar tam 34 maça çıkan bir oyuncudan böyle yüksek tempolu bir oyun oynamasını istemek akıl alır bir iş değil. Kaptan'ın zaman zaman geri dönmekte zorluk çektiği zamanlarda Pereira yalnız kaldığı için rakip takımlar Trabzonspor'un sağ tarafından pek çok zaman tehlike yarattı ve top Trabzonspor'dayken yorgunluğu dolayısıyla Sosa'nın, haliyle de takımın pas oyununun kalitesini düşürüyordu.

Trabzonspor her ne kadar Ünal Karaman yönetimindeki gibi izleyenlere oynattığı futbolla zevk vermese de ligde çıktığı 9 maçta 6 galibiyet 3 beraberlik alarak liderlik koltuğuna oturdu ve maç başına 2.33 puan ortalaması yakaladı. Liglerin olası tescil durumunda Trabzonspor'un 36 yıllık şampiyonluk sevinci hasreti son bulmuş olacak ve Sosa bu şampiyonluğun en önemli oyuncusu ve Trabzonspor'un efsane kaptanı olarak anılacak. Öyle umuyoruz liglerin kalan kısmı oynanacak. Liglerin oynanması durumunda Hüseyin Çimşir, Sosa'ya biçtiği rolü değişecek mi.?
Abdurrahman Berker Küçük
© all rights reserved
Designed by DastgeerTech